AVA ARABADA BANA ÖLÜMÜNÜ ANLATIRKEN AĞLAMAMIŞTI.
Hatta Eşarp nişanlısının ihanetinden bahsederken bile ağlamamıştı. Ama
şimdi ağlıyordu. Kollarını bedenine dolamış, yanaklarından yaşlar
süzülürken çenesini dikleştirmiş, kaderiyle Eşarp Şal yüzleşmeye hazırmışçası
na orada öylece dikiliyordu.
Ona doğru hamle yaptım, ama Bran benden önce davranıp gözlerini
neredeyse kapatacak kadar kısa kısa da olsa ona ulaştı.Onu kollarıyla sardı, Avada Branin kendisini eve sokmasına izin verdi. “Louis, Ava ya bir bardak su getir,” Ferace Modelleri diye seslenince Bran, Louis de bir koşu sürahiyi kaptı. Ben de arkalarından gidip, içleri kocaman kocaman doldurulmuş koltuklarla ve tuhaf nesnelerle tıka basa dolu eski kapıda ödeme tesettür tarz salona girdim. Branin Avayı götürüp yatırdığı kanepede o kadar çok yastık vardı ki resmen oturacak yer kalmamıştı. Bran arka taraftan tığ örgüsü, antika bir battaniyeyi alıp açarak Ava nın omuzlarına örttü. Sonra Ava’nın yüzünü ellerinin arasına aldı.
Odanın içinde deli gibi arana arana sonunda altın bir kutsal emanet sandığıyla, dolgu 86 lu bir tilki arasında duran mendil kutusunu buldum tesettür ve üzerine atladım. Teşekkürler, dedi Bran, kutuyu elimden aldıktan sonra yastıkların arasından ağlayan kızın yanında kendine yer açıp sıkışarak. “Belki bize biraz izin verirsen...,” dedi Bran. “Emin misin?” tesettür abiye diye sordum, birden kendimi Avayı daha hiç tanımadığı insanlarla yalnız bırakmanın sorumluluğu altında hissederek.